Sekoya filizleniyor
3–9 Haziran 2026 · Gallus Theater · Frankfurt
Haldun Dormen’i anarak başlayan festival, Kırmızı Küre ile çocukların hayal gücüne, Ebedi Barış ile ortak sorularımıza, Bulaşıkçılar ile insanın yalnızlığına ve umutlarına yer açtı. Söyleşilerde ve atölyelerde sahne ile seyirci arasındaki mesafe kısaldı; geriye birlikte düşünmenin ve üretmenin izleri kaldı.
Sahnelenen oyunlardan
Kırmızı Küre · Burda Olan Burda Kalır · Ebedi Barış · Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor · Çelebisiz Evliya · Muhammed Ali · Bulaşıkçılar
Konuklar ve buluşmalar
Tamer Levent, Ayşenil Şamlıoğlu, Işıl Kasapoğlu, Erdem Kaynarca, Burcu Uygur ve Prof. Dr. Senem Cevher
Haldun Dormen’i anarken
Festivalin açılışındaki Haldun Dormen Anma Gecesi’nde sanatçılar anılarını paylaştı; tiyatroya, eğitime ve yeni kuşakların yetişmesine bıraktığı izleri birlikte hatırladık.

İnsan hâlâ hikâyeye muhtaç
Bugün burada, insanların birbirini yeniden duyabildiği bir alan kuruyoruz.Açılış konuşmasının tamamını oku · Türkçe
Hayatın gürültüsüne rağmen aynı hayalin etrafında buluşabilen değerli tiyatro dostları… hoş geldiniz.… Bundan yıllar önce, Alman tiyatrosunun en önemli isimlerinden Bertolt Brecht şöyle demişti: “Sanat, gerçeği yansıtan bir ayna değil; onu şekillendiren bir çekiçtir.” Bugün burada yalnızca bir festival açmıyoruz. Bugün burada, insanların birbirini yeniden duyabildiği bir alan kuruyoruz. Çünkü dünyanın hali ortada… İnsanlar artık birbirini dinlemiyor. Herkes konuşuyor… ama kimse gerçekten duymuyor. Kalabalıklar büyüyor ama yalnızlık derinleşiyor. Teknoloji ilerliyor ama vicdan aynı hızla büyümüyor. Ve tam da böyle zamanlarda tiyatro hâlâ sahneye çıkıyor. Çünkü tiyatro, insanlığın kendine sorduğu en eski sorudur: “Biz birbirimize ne olduk?” Antik Yunan’da insanlar tiyatroya sadece eğlenmek için gitmezdi. Kendileriyle yüzleşmek için giderdi. Çünkü sahnede yalnızca oyuncular yoktu. Korkular vardı. İktidar vardı. Aşk vardı. İhanet vardı. Adalet vardı. Ve insan vardı. Binlerce yıl geçti… Ama değişmeyen tek şey şu oldu: İnsan hâlâ insanı anlamaya muhtaç. İşte bu yüzden bu festival çok önemli. Çünkü on üç yıldır burada yalnızca oyun sahnelemiyoruz. Burada kültürlerin birbirine dokunmasını sağlıyoruz. Belki hiç karşılaşmayacak insanları aynı salonda buluşturuyoruz. Bugün Frankfurt’un tam kalbinde Türkçe bir cümle yankılanıyorsa… ve Almanca üst yazıyla başka bir kalbe ulaşıyorsa… inanın bana, bu yalnızca teknik bir çeviri değildir. Bu, insanların birbirine yeniden ulaşabilme ihtimalidir. Augusto Boal şöyle der: “Tiyatro, insanın kendini görme sanatıdır.” Peki bugün insan kendine gerçekten bakabiliyor mu? Savaşlara alışıyoruz. Acı çeken çocukların görüntülerini birkaç saniyede kaydırıp geçiyoruz. Birbirimizin acısına artık daha kısa süre üzülüyoruz. Belki de çağımızın en büyük trajedisi budur: İnsanlığın yavaş yavaş duyarsızlaşması. Ve tam da burada sanat devreye girer.
Çünkü tiyatro hâlâ bize şunu hatırlatır: Karşındaki bir yabancı değildir. O da senin gibi seven, korkan, kırılan bir insandır. Bu yüzden tiyatro sadece sanat değildir. Tiyatro bir vicdan meselesidir. Ama bu akşam özellikle bir şeyden daha söz etmek istiyorum: Çocuklarımızdan… Gençlerimizden… Gelecek nesillerden… Çünkü gençlerini sadece başarıya hazırlayan ama onları sanatla, duyguyla, hayal gücüyle büyütmeyen toplumlar… bir süre sonra ruhunu kaybetmeye başlar. Tiyatro genç insanlara hiçbir teknolojinin veremeyeceği bir şey kazandırır. Dinlemeyi öğretir. Hissetmeyi öğretir. Soru sormayı öğretir. Kendini ifade etmeyi öğretir. Cesaret vermeyi öğretir. Ve en önemlisi: Başka bir insanı gerçekten görmeyi öğretir. Tiyatroyla büyüyen bir çocuk sadece rol ezberlemez. Empatiyi öğrenir. Saygıyı öğrenir. Farklılığın bir tehdit değil, bir zenginlik olduğunu öğrenir. Bugün dünyamızın en çok ihtiyacı olan şey de budur. Sadece hızlı düşünen insanlar değil… Derin hissedebilen insanlar. Çünkü geleceğin teknolojileri belki çok güçlü olacak. Ama sanat olmazsa insanın iç dünyası yoksullaşacak. İşte bu yüzden biz bu festivalle yalnızca oyun üretmiyoruz. Aslında geleceğe yatırım yapıyoruz. Çünkü sanatla büyüyen her genç yürek, yarın daha az nefret eden, daha çok anlayan ve insanlık için daha cesur duran bir insana dönüşebilir. Bu akşam burada bulunan herkes aslında çok büyük bir şeye tanıklık ediyor. Çünkü bu festival yalnızca dekorların, ışıkların, oyuncuların festivali değildir. Bu festival, vazgeçmeyen insanların festivalidir. “Olmaz” denmesine rağmen devam edenlerin… Tüm imkânsızlıklara rağmen ışığı söndürmeyenlerin festivalidir. On üç yıldır bu festivali yapıyoruz. Kolay olduğu için değil. İnandığımız için. Çünkü biz biliyoruz: Bir toplum tiyatrolarını kaybetmeye başladığında, önce birbirini dinlemeyi kaybeder. Ve birbirini dinlemeyen toplumlar, zamanla birbirine yabancılaşır. Bu yüzden bu festival yalnızca kültürel bir etkinlik değildir. Bu festival bir hatırlatmadır. İnsan hâlâ güzelliğe ihtiyaç duyar. İnsan hâlâ hikâyeye ihtiyaç duyar. İnsan hâlâ başka bir insanın gözlerine bakmaya ihtiyaç duyar. Ve belki de dünyayı değiştirecek şey büyük politik cümleler değil… Karanlık bir salonda, aynı hikâyeyi dinlemek için sessizce yan yana oturabilen insanlardır. Bu yüzden burada olan herkese teşekkür ediyorum. Sanata inananlara… Birlikte yaşamaya inananlara… Ve bütün zorluklara rağmen insan kalmaya çalışanlara… Perde açılsın. Çünkü dünya hâlâ hikâyeye muhtaç.




